‘‘
Sinema yazarı Alin Taşçıyan'ın Eric Cantona ile yeni filmi "Hayata Çalım At - Looking For Eric" ve futbol üzerine Cannes'da yaptığı röportaj...
’’
Alin Taşçıyan 23 Mayıs 2009 - Star Gazetesi
Cantona sahalardan sonra beyazperdenin de ‘Kral’ı
Cannes
Cannes Film Festivali’nde bir dönemin futbol yıldızı, bugününse beyazperdede iddialı aktörü Eric Cantona ile söyleşi yapmak da varmış! Ken Loach’un herkesi gülmekten kırıp geçiren yeni filmi ‘Hayata Çalım At - Looking For Eric’te kendisini canlandıran Cantona on beşinci filminde Altın Palmiye’ye aday olma fırsatını yakaladı.
Futbol ile hiç ilgilenmeyenler bile Fransız futbolcu Eric Cantona’nın adını duymuştur. Zamanımızın en iyi futbolcularından biriydi. Kafası kızınca sportmenliği bir yana bırakıp yumruk sallamak gibi ciddi bir disiplin sorunu vardı, ama attığı goller, kaçırmadığı penaltılar ve verdiği gollük paslarla hayranlık topladı. Marsilya ve Manchester takımlarının yıldızı oldu. Özellikle futbol delisi İngilizler bu Fransızı çok sevdi. Ona ‘The King / Kral’ lakabını taktı. Ama Cantona 30 yaşında ve doruktayken futbolu bıraktı. Fransız kumsal futbolu takımının kaptanlığını yapıyor ama bu bambaşka bir dal. Cantona’nın diğer uğraşı ise artık meslek haline geldi: Oyunculuk!
Cantona’nın filmografisi hiç de yabana atılır gibi değil: Fransa’nın önde gelen yönetmenlerinden Etienne Chatiliez’nin ‘Le Bonheur est dans le Pre / Mutluluk Kırlarda’, Shekar Kapur’un Oscar adayı ‘Elizabeth’, usta yönetmen Alain Corneau’nun ‘Le Deuxieme Souffle / İkinci Nefes’i Cantona’nın ilginç karakterler canlandırdığı filmler. Hatta mutluluğu da sinemada bulduğu söylenebilir: 2003 yılında ‘l’Outremangeur’ adlı filmde başrolü paylaştığı, hemen ardından ‘Les Enfants du Marais’ adlı filmde birlikte oynadığı aktris Rachida Brakni ile ikinci evliliğini yaptı. Başkaları için bir şey yapmanın sırrı
Üst üste film yapmasına rağmen düzeyini hiç düşürmeyen, toplumsal hicivden şaşmayan ve her seferinde eleştirisi hem isabetli hem vicdanlı olan Ken Loach’un 62. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan yeni filmi ‘Looking for Eric’, Cantona için sinemada bir dönüm noktası. Hem bu projeye ortak yapımcı olarak ön ayak oldu hem de kendisini canlandırırken çok iyi bir performans sergiliyor.
Eric Cantona ile Cannes’daki Martinez Oteli’nin Fuji Teras’ında konuştuk. Tıpkı filmdeki gibi sinema ve futbol iç içe geçti. ‘Martıların balıkçı teknesini takip etmesinin nedeni sardalyelerin denize atılacağını düşünmeleridir’ başta olmak üzere vecizeleriyle tanınan Cantona söyleşi sırasında da ‘Başkaları için bir şey yapmak istiyorsanız önce kendi yaptığınız işten haz almalısınız ki onlara haz verebilesiniz’ cümlesini kurdu!
İngiltere’de Ken Loach ile Manchester United maçına gitmişsiniz, taraftarlar geldiğinizi duyunca size çok yoğun tezahürat yapmışlar. Yer gök inlemiş. Neler hissettiniz?
Ben ‘Kral’ım! Biraz acı verici de olsa çok duygulandım. Harika bir şeydi. İkisini de birer ekip işi diye düşünürsek futbol oynamakla bir filmde oynamak arasında bulduğunuz bir ortak nokta var mı?
İkisi de iyi hazırlık gerektiriyor. İlham almak için çok çalışmak gerek. Fiziksel ve ruhsal olarak kondisyon tutmanız gerek. Kumsalda ya da sette olmuş performansınız fark etmiyor. Ne kadar çok çalışırsanız yapacağınız işi, vereceğiniz tepkiyi o kadar iyi canlandırabilirsiniz zihninizde. Spontane hareketleriniz de o derecede uygun olur. ‘Futbolcu olmak çocukluk hayalimdi’
Kumsalda futbol oynarken de ilhama gereksinmeniz oluyor mu?
Settekinden farklı elbette. Futbol da başka bir dal. Ama kumsalda da olsa iş aynı iştir. Kendinize güvenmeniz gerekir ki oynadığınız oyunun tadını çıkarabilesiniz.
Hangisinden direktif almak daha kolay teknik direktörden mi film yönetmeninden mi?